Türkiye Cumhuriyeti

Saraybosna Büyükelçiliği

Konuşma Metinleri

SAYIN BAŞBAKANIMIZIN SARAYBOSNA'DA “İSA BEY İSHAKOVİÇ ÖDÜL TÖRENİ”NDE YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA, 15.09.2012

Sevgili Dostlar,
Değerli Konuklar,
Hanımefendiler, Beyefendiler,

Herkesi saygı ve sevgiyle selamlıyor ve saygıdeğer ödül komitesine, beni İsa Bey İshakoviç ödülüne layık gördükleri için şükranlarımı sunuyorum. Ödül törenini iştirakleriyle onurlandıran siz değerli katılımcılara bu heyecanlı dakikalarda bana eşlik ettikleri için teşekkür ediyorum.

Bu değerli ödülü, bilhassa, Saraybosna’nın kuruluşunun 550. yıldönümü münasebetiyle “İsa Bey İshakoviç Yılı” ilan edilen 2012 yılında almanın, benim için anlamı büyüktür. Bundan tam 550 yıl önce, hepimizin kalplerinde ayrı bir yeri olan bu güzel şehrin modern tarihinin temelleri atılmıştır. 550 yıl sonra burada sizlerle birlikte bulunuyor olmak ve İsa Bey İshakoviç’i hep birlikte anmak benim için bir gururdur.

Eminim ki, bu şehir kurulurken, diğer tüm şehirler gibi, bir ticaret, kültür ve sanat merkezi olması hayal edilmiştir. Hemen hemen tarihteki her şehir için de arzu edilenler benzerdir. Saraybosna’nın tarihine ve bugününe baktığımızda, bunun başarıldığını görürüz. Saraybosna aslında, çok daha fazlasıdır.

İsa Bey İshakoviç’in Saraybosna’da 1462 yılında yaptırdığı ilk binalardan biri, yoksullar ve yolcular için yapılmış olan “Musafirhana”dır. Biliyorsunuz, bizlerde, dünyanın bu yakasında, misafirin önemi büyüktür. “Tanrı misafiri” diye bir deyim vardır. Bana sorarsanız “misafir”e verilen önem ve gelenin her koşulda, o evin şartları her ne olursa olsun ağırlanması, bölgemiz kültürünün açıklığını, kapsayıcılığını gösterir. İsa Bey İshakoviç, bu “Musafirhana”nın girişine, “Burası iyiliklerin buluşma yeridir.” diye yazdırmıştır.

Dostlar, bir şehir düşünün ki, orada yapılan ilk binalardan biri, yoksullar ve yolcular için, yani ihtiyaçta olanlar için, her kim olursa olsun, her nereden gelirse gelsin, kalacak sıcak bir yer, bir dost odası sağlayan bir “Musafirhana”dır. İşte Saraybosna budur.

Değerli dostlar, bir şehir sadece binalardan, caddelerden, sokaklardan, köprülerden, meydanlardan ibaret fiziksel bir mekân değildir. Bir şehir tüm bunların toplamından çok daha fazlasıdır. Şehir bir olgudur. Şehir, bir kültürdür, bir medeniyettir. Her bir şehrin kendine özgü bir karakteri, ruhu vardır. Her şehir farklı nefes alır, farklı uyur, farklı uyanır. Her şehrin, insanlarının karakteri üzerinde de bir etkisi vardır. Her bir şehir farklı yaşar ve farklı yaşatır.

İşte 550 yıl önce burada temelleri atılan, sadece Saraybosna’nın mimari, ticari, bürokratik geçmişi değildir; aynı zamanda Saraybosna’nın kimliğidir. Bu kimlik ki, içinde bir arada yaşamayı barındırır. Bu kimlik ki, içinde dayanışmayı barındırır. Paylaşımı, birbirine destek olmayı, zorluklara birlikte göğüs germeyi barındırır. Kısacası, Saraybosna’nın kimliği, farklılıkların beraberliğidir.

Bunu anlamak için, şehirde kısa bir gezinti yeterlidir. Şu anda içinde bulunduğumuz bu binanın, Milli Tiyatro’nun bulunduğu çevreye bakalım. Hemen yakınımızda, bu binanın girişinin biraz ilerisinde, Ortodoks Kilisesi vardır. Az ötede, Ferhadiye üstünde, Katolik Katedrali bulunur. Buradan nehrin karşısına geçtiğinizde, bir Camii ve halen bugün dahi “At Meydanı” olarak anılan meydanı görürüz. Yine nehrin karşısında, At Meydanı’ndan İskenderiye’ye doğru giderken şehrin en büyük Sinagog’u bulunmaktadır. Şu içinde bulunduğumuz küçük alanda bile çan seslerinin ezan seslerine, ezan seslerinin havralardan yükselen dualara karıştığı bir şehirdir Saraybosna.

Şehrin merkezi, Ferhadiye’den Başçarşı’nın sonuna, Sebil’e kadar uzanan o neşeli koridordur. Yüzyıllar önce nasıl o bölge şehrin can damarıysa, hala öyledir ve bu şehrin, bu ülkenin çok kültürlülüğünün, bu şehrin karakterinde olan barışın, birlikte yaşama arzusunun bir minyatürüdür. Başçarşı’da yüzyıllardır, her etnik kökenden, her semavi dinden insanlar, yan yana alın teriyle çalışmaktadır. Şehrin ekonomisini yaşatan, geliştiren, burayı tarihte de önemli bir ticaret merkezi yapan, bu kolektif ruhtur. Bu ruh, Saraybosna’dır; bu ruh, Bosna-Hersek’tir.

Dostlar, nasıl her şehir farklı nefes alır, farklı uyur, farklı uyanırsa, her şehir de farklı ağlar, acısını farklı yaşar. Bu da o şehrin kimliğinin, benliğinin, medeniyetinin bir yansımasıdır. Gönül isterdi ki bu güzel şehrin deneyimleri sadece bu güzelliklerden ibaret olsun. Ancak ne yazık ki öyle olmadı. Saraybosna, savaş ve yıkım da gördü. Bir kez de değil üstelik. Bunların en sonuncusu ve en kanlısınıysa, bunu utanarak söylediğimi belirtmeliyim, maalesef çok kısa süre önce gördü. 1992’nin Nisan ayında başlayıp tam 3,5 yıl süren, modern tarihin en uzun kuşatmasını yaşadı Saraybosna. O acı günler hepimizin anılarında hala taze. Milli Kütüphane’nin yanışı, Pazar’ın vuruluşu, hala dün gibi hafızalarımızda… Kaybettiklerimizin acısı hala yüreğimizde…

Dostlarım, savaş dönemleri acılı dönemlerdir. Ama savaş dönemleri aynı zamanda, insanlığın, çok kültürlülüğün, bir arada yaşama kültürünün sınandığı dönemlerdir. Ve bana sorarsanız, Saraybosna bu sınavı başarıyla vermiştir. 3 yıldan fazla süren kuşatmaya direnen Saraybosna, yaşanan onca kötü günden ve zorluktan, yine bir arada yaşama ruhuyla çıkmıştır. Bu, Saraybosna’dır.

Sevgili dostlar, konuşmamın başında da belirttiğim gibi, Saraybosna’nın kurucusunun adını taşıyan bu ödülü, şehrin kuruluşunun 550. yılında alıyor olmak benim için ayrı bir önem taşıyor. Ama hepsinden önemlisi, Saraybosna’da, Saraybosna’ya dair bir ödül almak benim için büyük önem taşıyor. Kardeşliğin, beraberliğin, dinler arası barışın, zor günde birbirine kenetlenmenin sembolü olan bu şehre dair bir ödül alıyor olmak, benim için önem taşıyor. Ve elbette, bu ödülü sizlerin huzurunda alıyor olmak, benim için büyük şereftir.

Dilerim ki, yüzyıllardır bir arada yaşamanın sembolü olmuş bu şehir ve Saraybosna kültürü, ruhu, medeniyeti daim olsun.

Bu ödüle layık görülmek tabii ki büyük bir onurdur. Ancak, Türkiye’ye ve bana vereceğiniz en anlamlı ödül, bu ülkenin siyasi istikrarı, ekonomik refahı ve sosyal barışıdır. Dayton Barış Anlaşması’nın üzerinden 16 yıl geçtikten sonra hala ayrılıkçı söylemler kullanılıyor olması ve uluslararası vesayetin devamına ihtiyaç duyulması üzücüdür. Komşu ülkeler NATO ve AB yolunda ilerlerken, Bosna-Hersek’in geride kalması hem ülkeye hem de bölgeye zarar vermektedir.

Ben yeri geldikçe konuşmalarımda, başta Bosna-Hersek olmak üzere, ülkemin Balkanlara olan ilgisini, sempatisini, desteğini, ortak çıkarlarımızı vurguluyorum. Bizim bu tutumumuz, merhum lider Aliya İzetbegoviç’in vizyonu ve bize vasiyetiyle uyumludur. Aynı zamanda, uluslararası toplumun savaş ve Srebrenitsa soykırımı sonrası ortaya koyduğu ortak ve güçlü iradeyle de uyumludur.

Bir sonraki ziyaretime kadar, Bosna-Hersek’teki hükümet krizlerinin çözülmüş olmasını, AB adaylık başvurusunun yapılmış; NATO MAP sürecinin başlamış olmasını dilerken, Bosna-Hersek’e her alanda desteğimizi tekrar vurgulamak isterim.
Hepinize kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.